Kolon kanserinde erken tanı ve düzenli takip önem taşıyor

Haber Giriş Tarihi: 25.10.2026 15:08
Haber Güncellenme Tarihi: 25.10.2026 15:08
https://www.osmangazi.com.tr/

Kolon kanseri genellikle ileri yaşlarda görülen bir hastalık olarak bilinse de son yıllarda 50 yaşın altındaki kişilerde görülme sıklığı giderek artıyor. Söz konusu bu durum, erken tanı ve düzenli taramanın önemini bir kez daha ortaya koyuyor.

İSTANBUL (İGFA) - Kalın bağırsağın iç yüzeyini kaplayan hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla gelişen kolon kanserinde yaş, aile öyküsü ve genetik yatkınlığın yanı sıra yaşam alışkanlıkları da riskle ilişkilendiriliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Abdulcabbar Kartal; işlenmiş etlerin fazla tüketilmesi, aşırı kırmızı et tüketimi, obezite, hareketsizlik, sigara ve alkol kullanımının riski artırabileceğini ifade etti.

BELİRTİLER UZUN SÜRE ORTAYA ÇIKMAYABİLİR

Kolon kanserinin erken evrede hiçbir şikâyet yaratmadan gelişebileceğini vurgulayan Kartal, dışkıda kan görülmesi, bağırsak alışkanlıklarında yeni başlayan ve devam eden değişiklikler, açıklanamayan kilo kaybı, karın ağrısı ve nedeni belirlenemeyen demir eksikliği anemisinin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Bu belirtilerin her zaman kanser anlamına gelmediğini belirten Kartal, özellikle dışkıda kan görülmesi veya şikâyetlerin sürmesi halinde hekime başvurulmasını önerdi.

KOLONOSKOPİ POLİPLERİ KANSERE DÖNÜŞMEDEN SAPTAYABİLİYOR

Kolon kanserlerinin önemli bir bölümünün polip adı verilen oluşumlardan kaynaklanabildiğini kaydeden Kartal, bazı poliplerin yıllar içinde kansere dönüşebildiğini söyledi. Kolonoskopiyle bu oluşumların tespit edilip aynı işlem sırasında çıkarılabildiğini belirten Kartal, yöntemin hem erken tanı hem de korunma açısından önem taşıdığını ifade etti.

Dışkıda gizli kan ve dışkı DNA testlerinin uygun kişilerde tarama amacıyla kullanılabildiğini aktaran Kartal, bu testlerin kolonoskopinin yerine geçmediğini vurguladı. Sonuçların pozitif olması halinde kolonoskopi yapılması gerektiğini, belirti gösteren kişilerin ise yalnızca tarama testleriyle yetinmemesi gerektiğini söyledi.

TEDAVİ, HASTAYA GÖRE PLANLANIYOR

Tedavinin hastalığın evresi, tümörün bulunduğu bölge ve kişinin genel sağlık durumuna göre belirlendiğini ifade eden Kartal, erken evrelerde temel tedavinin çoğunlukla cerrahi olduğunu; bazı hastalarda ameliyat sonrasında kemoterapi gerekebileceğini kaydetti. İleri evrelerde ise cerrahi ve ilaç tedavilerinin diğer yöntemlerle birlikte değerlendirilebildiğini belirtti.

Kartal, uygun hastalarda kapalı veya robotik cerrahinin daha küçük kesilerle ameliyata olanak sağlayabildiğini; ameliyat sonrası ağrı ve hastanede kalış süresinin azalmasına, günlük yaşama daha erken dönülmesine katkıda bulunabildiğini söyledi. Ancak tedavi yönteminin her hasta için ayrı değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

MOLEKÜLER TESTLER TEDAVİ SEÇİMİNE KATKI SAĞLAYABİLİYOR

Tümörün hücresel ve genetik özelliklerinin incelenmesinin tedavi planlamasında önem kazandığını belirten Kartal, bazı hastalarda hedefe yönelik ilaçların, uygun moleküler özelliklere sahip tümörlerde ise immünoterapinin değerlendirilebildiğini aktardı. Bu tedavilerin herkese uygun olmadığını vurgulayan Kartal, moleküler testlerin özellikle ileri evre hastalıkta tedavi seçimine katkı sağlayabildiğini söyledi.

Tedavi sonrasında düzenli takibin de önemli olduğunu kaydeden Kartal, muayene, kan testleri, görüntüleme yöntemleri ve gerektiğinde kolonoskopiden yararlanıldığını belirtti. Kanda tümöre ait DNA parçalarını araştıran likit biyopsinin bazı hastalarda tekrarlama riskine ilişkin bilgi sağlayabildiğini, ancak henüz her hasta için rutin takip yöntemi olarak kullanılmadığını ifade etti. Kartal, bu testlerin sonuçlarının hastanın klinik durumu ve diğer tetkiklerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.