SON DAKİKA
Hava Durumu

8 Mart Manifestosu: Ayaklanın Kız Kardeşlerim!

Yazının Giriş Tarihi: 07.03.2026 14:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 07.03.2026 16:34

Bugün 8 Mart. Birileri kapınıza bir demet çiçek bırakacak, birileri "nazik çiçekler" olduğumuza dair süslü mesajlar yayınlayacak. Ancak biz bugün, o parlatılmış vitrinlerin arkasındaki çıplak ve sert hakikati konuşacağız. Çünkü kadın olmak; sadece bir takvim yaprağına sığdırılan kutlamalar değil, her gün yeniden kazanılması gereken bir varoluş savaşıdır.

En temel hakkımızdan başlayalım: Yaşamak. Özgecan Aslan, Münevver Karabulut, Fatma Nur Çelik ve niceleri... Bizler bugün hala "hayatta kaldığımız için" şanslı hissettiğimiz bir coğrafyada nefes almaya çalışıyoruz. Kadın cinayetleri, sadece birer "üçüncü sayfa haberi" değil; bu toplumun kolektif gölgesinin, susturulmuş vicdanının ve cezasızlıkla beslenen eril öfkesinin sonucudur. Öldürülen her kadınla birlikte, adalete olan inancımız da toprağa veriliyor. Artık taziye değil, gerçek adalet ve hayatta kalma garantisi istiyoruz.

Cam Tavanlar ve "Erkekleşme" Dayatması

İş dünyasına dönüp baktığımızda karşımıza o meşhur "cam tavanlar" çıkıyor. Başarılı bir kadın, liyakatiyle bir noktaya geldiğinde neden hala "kibirli" ya da "hırslı" diye yaftalanıyor? Erkek liderlerde "otorite" sayılan duruş, kadında neden bir karakter kusuru gibi sunuluyor?

Daha da fenası, bu eril düzende kabul görmek için bize dayatılan o korkunç yafta: "Erkek gibi kadın." Hayır, bizler "erkek gibi" değiliz; bizler kendi zekamız, kendi estetiğimiz ve kendi kadın kimliğimizle oradayız. Bir kadının başarısını bir erkeğe benzeterek onurlandırmaya çalışmak, aslında o kadını en derinden aşağılamaktır. Bizler masanın kenarına iliştirilmiş birer figüran değil, o masanın mimarlarıyız.

Ha, bir de şu kutsal annelik konusu var. Toplumun en büyük illüzyonu, kadını "kutsal annelik" ve "fedakar ev hanımlığı" parantezine hapsetmesidir. Annelik bir tercih, ev hanımlığı bir yaşam biçimi olabilir; ancak bunların birer "zorunluluk" gibi kadının boynuna asılması, özgür iradeye vurulmuş bir prangadır. Bir kadın anne olmadığında "eksik", eviyle ilgilenmediğinde "yetersiz" ilan ediliyorsa; orada bir kutsallaştırmadan değil, sistematik bir esaretten bahsediyoruz demektir. Bizim değerimiz, başkalarına sunduğumuz hizmetle değil, kendi varlığımızın özgünlüğüyle ölçülmelidir. Eğer bir kadın anne olmak istiyorsa, bir evlat doğurur. Annelik bir zorunluluk değil, bir tercihtir.

Erkek egemen zihniyet, kadının bilgisini küçümsemeyi, sorusunu geçiştirmeyi ve başarısını bir "tesadüf" veya "şans" olarak görmeyi bir alışkanlık haline getirdi. Bugün iyi bir konuma gelmiş kadınların arkasından zihinlerde beliren soru işaretleri, o kibir dolu erkek zihniyetinin kendini üstün saymasından başka hiçbir şey değildir.

Ayaklanın kız kardeşlerim! Manifestomuz net, erkek egemen bu topluma sabrımız artık sınırlı. Artık bizi hapsettiğiniz o görünmez kabukları kırıyoruz!

Bu 8 Mart’ta bize çiçek değil, haklarımızı verin. Bize "zarifsiniz" demeyin; "eşitsiniz" deyin. Bizler; ne sizin arkasındaki "gizli güç", ne de vitrindeki "süs bebeği" olmayı kabul ediyoruz.

Cam tavanları kırarak, dayatılan rolleri yırtarak ve her türlü şiddete karşı omuz omuza durarak buradayız. Bizim sesimiz, sadece bir günün yankısı değil; yarının özgür dünyasının temel frekansıdır.

Kadınların "insan" olarak görüldüğü, başarılarının cinsiyetle değil liyakatle ölçüldüğü ve hiç kimsenin kendi evinde veya sokağında korkmadığı bir dünya inşa edene kadar susmayacağız.

8 Mart, bir kutlama değil; bir uyanış, bir direniş ve bir varoluş manifestosudur.

Sorum erkeği üstün gören zihniyete gelsin: Böyle düşünen kadınlar sizin için toplumun Lilith'leri mi, yoksa varoluş savaşı veren insanlar mı?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.