SON DAKİKA
Hava Durumu

Adaletin Çanları Sizin İçin Mi Çalıyor, Ötekiler İçin Mi?

Yazının Giriş Tarihi: 09.03.2026 16:24
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.03.2026 16:24

Hadi gelin, toplumsal vicdanımızın en ikiyüzlü, en konforlu ve bir o kadar da insanı köşeye sıkıştıran o meşhur çelişkisini masaya yatıralım: Adalet tutkumuz. Sokakta, sosyal medyada ya da televizyon karşısında hepimiz birer "adalet savaşçısıyız". Başkasına yapılan haksızlığa karşı sesimiz gür çıkıyor, başkasının işlediği suç için en ağır cezaları talep ediyoruz. Ancak o terazi bir gün dönüp bizim kapımıza dayandığında, yani "sıra bize geldiğinde", adalet aniden yerini "anlayışa", kurallar ise "istisnalara" bırakıveriyor.

Bir siyasetçinin usulsüzlüğünü dillerimize dolarken, kendi işimizi bir "tanıdık" vasıtasıyla halletmekte beis görmüyoruz. Trafikte bir başkası emniyet şeridini ihlal ettiğinde "adalet nerede?" diye bağırırken, randevumuza geç kaldığımızda o şeridi kullanmayı "acil durum" mazeretiyle meşrulaştırıyoruz.
İşte o an, adalet dediğimiz o kutsal kavram, kişisel çıkarlarımızın hizmetindeki bir esneklik aparatına dönüşüyor. Başkası yapınca "ahlaksızlık" olan her şey, biz yapınca "mecburiyet" oluyor.

Spiritüel dünyada "aydınlanma" konuşanların, sıra kendi hatalarıyla yüzleşmeye geldiğinde nasıl da karanlık bir savunma mekanizması geliştirdiklerini hepimiz görüyoruz. Gerçek adalet, sadece suçluyu cezalandırmak değildir; gerçek adalet, o suçun işlenmesine zemin hazırlayan düzende bizim de bir payımız olup olmadığını sorgulamaktır.
Başkası için "idam" talep eden o ses, acaba kendi küçük ihlalleri için ne kadar "bedel ödemeye" hazır? Adalet, sadece başkalarını yargıladığımız bir kırbaç değil, kendi yüzümüze tuttuğumuz bir ayna olmalıdır. O aynada kendi bencilliğimizi görmediğimiz sürece, bağırdığımız her "adalet" sözcüğü sadece boş bir gürültüdür.

Özgüvenli bir kadını "kibirli" diye etiketleyen toplumun adaleti de aslında buradaki yaradan besleniyor. Başkasının başarısını "şans" ya da "torpil" ile açıklayanlar, sıra kendi başarısızlıklarına geldiğinde suçu hep dış güçlere, kadere ya da haksız sisteme atıyorlar. Kendi sorumluluğunu almayan bir bireyin adalet arayışı, aslında sadece kendi yetersizliğini örtme çabasıdır.

Adalet, sadece "öteki" için talep edildiğinde bir silah, "kendimiz" için uygulandığında bir disiplindir. Eğer bir toplumda herkes sadece kendisine yapılan haksızlığa yanıyor, kendi yaptığı haksızlığa ise "ama..." ile başlayan cümleler kuruyorsa; orada hukuk biter, kaos başlar.
Bugün kendimize en dürüst soruyu soralım: Bugüne kadar kaç kez, gerçekten haklı olduğunuz halde kuralların lehinize bozulmasını reddettiniz? Kaç kez, hata yaptığınızda "cezama razıyım" diyebildiniz?
Eğer bu sorulara verdiğiniz cevaplarda bir duraksama varsa, aradığınız şey adalet değil, sadece sizin için işleyen bir imtiyazdır. Ve unutmayın; imtiyazın olduğu yerde adalet, adaletin olmadığı yerde ise gerçek bir huzur asla kök salamaz.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.