SON DAKİKA
Hava Durumu

Hayvan Sevgisi mi, Vicdan Tatmini mi?

Yazının Giriş Tarihi: 12.03.2026 10:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.03.2026 10:08

Toplum olarak her meseleyi bir futbol maçı gibi taraftarlığa indirgemekte üstümüze yok. Sokak hayvanları meselesi de bu zehirli kutuplaşmadan nasibini fazlasıyla aldı. Ancak bugün ne köpeklerden bahsedeceğim ne de saldırıya uğrayan çocuklardan; bugün, bu meselenin arkasına saklanan o devasa insani riyakârlıktan bahsedeceğim.
Gelin aynaya beraber bakalım: Gerçekten bir canlının yaşam hakkını mı savunuyoruz, yoksa vicdanımızı sosyal medyada aklayacak bir malzeme mi arıyoruz?

Bir grup var ki; evindeki bin dolarlık cins kedisine en pahalı mamaları alıp, sokaktaki bir köpeğe bir kap su verirken bunu üç farklı açıdan videoya çekmeden edemiyor. Bu, hayvan sevgisi değil; bu, dijital bir vicdan mastürbasyonu. O mama kabı, aslında hayvanın karnını doyurmaktan çok, paylaşımı yapanın "bakın ben ne kadar duyarlıyım" diyen aç egosunu doyuruyor.
Merhamet, alkışlanmadığı zaman da devam eden bir eylemdir. Eğer bir canlının yaşam mücadelesini kendi "iyilik imajınızın" bir parçası, bir "PR" malzemesi haline getiriyorsanız; siz hayvanı değil, o hayvan üzerinden kazandığınız "iyi insan" etiketini seviyorsunuz demektir. "Satın alma, sahiplen" sloganını diline dolayanların, gizli kapılar ardında hala "ama bu tür çok tatlı" diyerek cins hayvan ticaretini beslemesi, bu tiyatronun en trajik sahnesidir.

Madalyonun diğer yüzü ise çok daha karanlık. Hayvan katliamını ve itlafı savunurken ağzından "çocuklar ölüyor, önce insan" cümlesini düşürmeyen güruha soralım: Sokaktaki köpekten korkan o çocukların güvenliğini savunduğunuz kadar; yurtlarda istismara uğrayan, aile içi şiddette can veren, açlıktan gelişemeyen çocuklar için de sesiniz bu kadar gür çıktı mı?
Bir canlının yaşam hakkını sonlandırmayı "insan sevgisi" maskesiyle meşrulaştırmaya çalışanların çoğu, nedense konu çocuk istismarı veya kadın cinayetleri olduğunda aniden derin bir sessizliğe bürünüyor. Buradaki motivasyon "çocukları korumak" değil, kendi öfkesini ve şiddet meyletmesini yasal bir zemin üzerinden hayvana kusmaktır. Eğer merhametiniz seçiciyse, o merhamet değil; sadece bir siyasi kutup manevrasıdır.

Hayvan hakları meselesi, bugün bu ülkede maalesef bir "moda" ya da "ideolojik kale" haline getirildi. Bir taraf hayvanı kutsallaştırıp insanın yaşadığı mağduriyeti görmezden gelirken; diğer taraf insanı kutsallaştırıp doğayı ve canlıyı bir "çöp" gibi yok etmeyi savunuyor. Kimse "yaşamın kutsallığını" bütüncül bir perspektifle ele almıyor.
Gerçek şu ki; bir köpeğin başını okşarken "insanlardan nefret ediyorum" diyenle, "çocuklar için köpekleri vuralım" diyenin ruhsal hastalıklı hali aynı kökten besleniyor: Empati yoksunluğu.

Şimdi kendimize şu provokatif soruyu soralım: Gerçekten canlıyı mı seviyorsunuz, yoksa vicdanınızı ya da ideolojinizi mi? Bir canlının yaşam hakkını, kendi konforunuza veya sosyal medya etkileşiminize göre mi oyluyorsunuz?
Eğer öyleyse, o elinizdeki mama kaplarını da, "önce çocuk" pankartlarını da yere bırakın. Çünkü ne hayvanın karnı sizin sahte şefkatinizle doyar, ne de o çocuklar sizin şiddet kokan "savunmanızla" huzur bulur. Gerçek merhamet sessizdir, tutarlıdır ve en önemlisi; ispat derdi yoktur.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.