Herkes Travmalı Ama Kimse Sorumlu Değil: Çocukluk Yaraları Yetişkin Arsızlığına Kılıf mı Oluyor?
Yazının Giriş Tarihi: 16.03.2026 11:12
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.03.2026 11:14
Hoş geldiniz modern çağın yeni günah çıkarma kabinine: "Çocukluk travmalarım." Son yıllarda nereye baksak, kiminle konuşsak herkes birer psikoloji profesörü, herkes kendi geçmişinin kurbanı, herkes "hasarlı." Sosyal medya akışları; anne-baba hatalarından, bağlanma problemlerinden ve "içimizdeki yaralı çocuktan" geçilmiyor.
Yanlış anlaşılmasın; travma gerçektir, acı ise haktır. Ancak bugün geldiğimiz noktada travma, bir iyileşme yolculuğunun başlangıcı değil; her türlü bencilliğin, narsistik örüntünün ve yetişkin sorumluluğundan kaçışın en yasal mazereti haline geldi.
Birine haksızlık mı ettiniz? "Çocukken reddedildim, ondan." Sevgilinize psikolojik şiddet mi uyguluyorsunuz? "Babamla aram iyi değildi, bağlanma problemim var." İş arkadaşınızın hakkını mı yediniz? "Rekabetçi bir ailede büyüdüm." Ne kadar konforlu değil mi? Suçlu hep başkası. Sorumluluk hep geçmişte. Bu narsistik mağduriyet, kişiye her türlü "çirkinliği" yapma hakkı verirken, ona itiraz eden herkesi de "duyarsız" ilan etme lüksü tanıyor. Yetişkin bir birey olmanın en temel kuralı olan "davranışlarının sorumluluğunu alma" ilkesi, bir terapi koltuğuna kurban ediliyor. Kusura bakmayın ama travmalarınız size acı çekme hakkı verir, başkasına acı çektirme ehliyeti değil!
Bugün etrafımız, kendi yaralarını birer madalya gibi göğsünde taşıyıp, bu yaralar sayesinde çevresindeki herkesi manipüle eden "duygu parazitleri" ile dolu. Her tartışmada masaya kendi "hasarlı geçmişini" koyup karşı tarafı susturan, kendi hatası konuşulacakken konuyu aniden "yaşadığı zorluklara" getiren bu kitle, aslında narsisizmin en sinsi halini yaşıyor.
Gerçekten ağır travmalar yaşamış, hayatın sillesini yemiş ama sessizce ayakta kalmaya çalışan insanların sesini; bu "pop-psikoloji mağdurları" bastırıyor. Empatiyi sadece kendileri için talep ediyorlar ama sıra başkasına empati kurmaya gelince "benim kapasitem dolu" diyerek kaçıyorlar. Sizin travmanız, sizi dünyanın merkezi yapmaz; sadece sizi iyileşmesi gereken bir yetişkin yapar.
Bir insanın çocukluğunda yaşadıkları onun suçu değildir; ancak o yaralarla ne yaptığı, bir yetişkin olarak tamamen kendi sorumluluğudur. Kimse size "hiç yara almamış gibi davranın" demiyor. Ama "yaram var" diyerek etrafı kan gölüne çevirmenize de kimse alkış tutmak zorunda değil.
Modern toplum, "herkesi olduğu gibi kabul et" saçmalığıyla, karakter kusurlarını "travma" adı altında kutsallaştırdı. Hayır efendim; yalan söylemek bir travma tepkisi değil, ahlaki bir seçimdir. Sadakatsizlik bir "güvensiz bağlanma" sonucu değil, bir irade zafiyetidir. İnsanları aşağılamak bir "savunma mekanizması" değil, bir terbiye sorunudur.
İçinizdeki çocuğu kucaklamayı bırakın da biraz dışınızdaki yetişkinle ilgilenin. Travmaların arkasına saklanıp mağdur rolü oynamak, gelişimin önündeki en büyük engeldir. Eğer otuzlu, kırklı yaşlarınıza gelip hâlâ tüm başarısızlıklarınızın ve nezaketsizliklerinizin faturasını ebeveynlerinize kesiyorsanız; siz aydınlanmış değil, sadece yaş almış bir çocuksunuzdur.
Gerçek iyileşme; "Benim canım yandı" demekten vazgeçip, "Benim canım yandı ama artık kimsenin canını yakmayacağım" dediğiniz an başlar. Aksi takdirde, hayatınız boyunca sadece kendi yaralarına aşık birer narsist olarak kalacak ve medeniyetin o ince verniğinin altındaki o çiğ, sorumsuz canavarı "travma" diye pazarlamaya devam edeceksiniz.
Maskelerinizi indirin. Travmalarınız sizi "özel" kılmaz; sadece sorumlu kılar.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İrem SÖNMEZOĞLU
Herkes Travmalı Ama Kimse Sorumlu Değil: Çocukluk Yaraları Yetişkin Arsızlığına Kılıf mı Oluyor?
Hoş geldiniz modern çağın yeni günah çıkarma kabinine: "Çocukluk travmalarım." Son yıllarda nereye baksak, kiminle konuşsak herkes birer psikoloji profesörü, herkes kendi geçmişinin kurbanı, herkes "hasarlı." Sosyal medya akışları; anne-baba hatalarından, bağlanma problemlerinden ve "içimizdeki yaralı çocuktan" geçilmiyor.
Yanlış anlaşılmasın; travma gerçektir, acı ise haktır. Ancak bugün geldiğimiz noktada travma, bir iyileşme yolculuğunun başlangıcı değil; her türlü bencilliğin, narsistik örüntünün ve yetişkin sorumluluğundan kaçışın en yasal mazereti haline geldi.
Birine haksızlık mı ettiniz? "Çocukken reddedildim, ondan." Sevgilinize psikolojik şiddet mi uyguluyorsunuz? "Babamla aram iyi değildi, bağlanma problemim var." İş arkadaşınızın hakkını mı yediniz? "Rekabetçi bir ailede büyüdüm." Ne kadar konforlu değil mi? Suçlu hep başkası. Sorumluluk hep geçmişte. Bu narsistik mağduriyet, kişiye her türlü "çirkinliği" yapma hakkı verirken, ona itiraz eden herkesi de "duyarsız" ilan etme lüksü tanıyor. Yetişkin bir birey olmanın en temel kuralı olan "davranışlarının sorumluluğunu alma" ilkesi, bir terapi koltuğuna kurban ediliyor. Kusura bakmayın ama travmalarınız size acı çekme hakkı verir, başkasına acı çektirme ehliyeti değil!
Bugün etrafımız, kendi yaralarını birer madalya gibi göğsünde taşıyıp, bu yaralar sayesinde çevresindeki herkesi manipüle eden "duygu parazitleri" ile dolu. Her tartışmada masaya kendi "hasarlı geçmişini" koyup karşı tarafı susturan, kendi hatası konuşulacakken konuyu aniden "yaşadığı zorluklara" getiren bu kitle, aslında narsisizmin en sinsi halini yaşıyor.
Gerçekten ağır travmalar yaşamış, hayatın sillesini yemiş ama sessizce ayakta kalmaya çalışan insanların sesini; bu "pop-psikoloji mağdurları" bastırıyor. Empatiyi sadece kendileri için talep ediyorlar ama sıra başkasına empati kurmaya gelince "benim kapasitem dolu" diyerek kaçıyorlar. Sizin travmanız, sizi dünyanın merkezi yapmaz; sadece sizi iyileşmesi gereken bir yetişkin yapar.
Bir insanın çocukluğunda yaşadıkları onun suçu değildir; ancak o yaralarla ne yaptığı, bir yetişkin olarak tamamen kendi sorumluluğudur. Kimse size "hiç yara almamış gibi davranın" demiyor. Ama "yaram var" diyerek etrafı kan gölüne çevirmenize de kimse alkış tutmak zorunda değil.
Modern toplum, "herkesi olduğu gibi kabul et" saçmalığıyla, karakter kusurlarını "travma" adı altında kutsallaştırdı. Hayır efendim; yalan söylemek bir travma tepkisi değil, ahlaki bir seçimdir. Sadakatsizlik bir "güvensiz bağlanma" sonucu değil, bir irade zafiyetidir. İnsanları aşağılamak bir "savunma mekanizması" değil, bir terbiye sorunudur.
İçinizdeki çocuğu kucaklamayı bırakın da biraz dışınızdaki yetişkinle ilgilenin. Travmaların arkasına saklanıp mağdur rolü oynamak, gelişimin önündeki en büyük engeldir. Eğer otuzlu, kırklı yaşlarınıza gelip hâlâ tüm başarısızlıklarınızın ve nezaketsizliklerinizin faturasını ebeveynlerinize kesiyorsanız; siz aydınlanmış değil, sadece yaş almış bir çocuksunuzdur.
Gerçek iyileşme; "Benim canım yandı" demekten vazgeçip, "Benim canım yandı ama artık kimsenin canını yakmayacağım" dediğiniz an başlar. Aksi takdirde, hayatınız boyunca sadece kendi yaralarına aşık birer narsist olarak kalacak ve medeniyetin o ince verniğinin altındaki o çiğ, sorumsuz canavarı "travma" diye pazarlamaya devam edeceksiniz.
Maskelerinizi indirin. Travmalarınız sizi "özel" kılmaz; sadece sorumlu kılar.