Sorun Sistem Değil: Bu Sistemi Sessizce Kabul Eden Sizsiniz
Yazının Giriş Tarihi: 17.03.2026 10:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.03.2026 10:10
Herkes şikayet ediyor. Herkes rahatsız. Herkes mutsuz. Sabah kahvesinden akşam yemeğine, dijital kürsülerden mahalle kahvelerine kadar tek bir nakarat yankılanıyor: "Sistem çok bozuk!" Ama kimse yerinden kalkmıyor, kimse elini taşın altına koymuyor. Çünkü acı ama çıplak bir gerçek var ortada: Bu ülkede insanlar değişim istemiyor. Sadece daha konforlu bir çürüme istiyorlar.
Gelin, o çok sevdiğiniz "mağduriyet" pelerinlerinizi bir kenara bırakın ve aynadaki o dürüst olmayan yüzle tanışın.
Liyakatsizlikten dem vurup, iş kendi yakınınızın atanmasına gelince "tanıdık" arayan siz değil misiniz? Yolsuzluğa lanet okuyup, bir trafik cezasından kurtulmak için "birilerini" araya sokmaya çalışan kim? Adaletsizliğe feryat edip, ucu size dokunmayan her haksızlığa kafasını çeviren, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyerek o yılanı besleyen bizzat sizsiniz.
Sistem gökten zembille inmedi; o, sizin her gün yaptığınız küçük ahlaki tavizlerin, sessiz kabullenişlerin ve "idare ediverelim"ciliğinizin toplamıdır. Sorun dışarıdaki bir "üst akıl" ya da bozuk bir mekanizma değil; o mekanizmanın her bir dişlisini yağlayan sizin suskunluğunuzdur.
Gerçek bir değişim bedel ister. Ter dökmeyi, konfor alanını terk etmeyi ve en önemlisi dürüst olmayı gerektirir. Oysa biz, değişimin getireceği o sert rüzgârdan korkuyoruz. Bizim istediğimiz, düzenin değişmesi değil; o bozuk düzende bizim de bir yer kapmamız. "Pastadan neden pay alamıyorum?" öfkesini, "Pasta neden zehirli?" sorgulamasıyla karıştırmayın.
Eğitim bir "kölelik fabrikası" diyorsunuz ama çocuklarınız o fabrikadan en yüksek notla çıksın diye yarışıyorsunuz. "Ahlak bitti" diyorsunuz ama en büyük riyakarlıkları "gelenek" adı altında kutsuyorsunuz. Siz aslında adaletin gelmesini değil, imtiyazın size geçmesini bekliyorsunuz. Bu yüzden sesiniz gür çıkıyor ama ayaklarınız hep aynı yerde sayıyor.
Önceki yazıda "Herkes travmalı ama kimse sorumlu değil" dedik ya; işte bu sistem de sizin kolektif travmalarınızın ardına sakladığınız toplumsal sorumsuzluğunuzdur. Bir kurtarıcı beklemek, insanın kendi üzerindeki yükü başkasına atmasının en ucuz yoludur. Kimse gelip sizi kurtarmayacak, çünkü kurtarılmak istemiyorsunuz. Siz sadece şikayet ederek vicdanınızı rahatlatmak, akşam yatağa yattığınızda "ben de rahatsızım ama elimden ne gelir" diyerek mışıl mışıl uyumak istiyorsunuz.
Bugün bu yazıyı okurken içinizde uyanan o öfke, aslında sistemin bozukluğuna değil; bu gerçeğin yüzünüze çarpılmasınadır. Medeniyet verniğinizin altındaki o ilkel ve bencil canavar, aslında bu düzenden gayet memnun. Çünkü bu düzen, size "başkalarını suçlayarak yaşama" lüksünü sunuyor.
Eğer gerçekten bir değişim istiyorsanız; önce o sessizce imza attığınız toplumsal sözleşmeyi yırtıp atın. İlk "hayır"ı, ucu sizin çıkarınıza dokunan o haksızlığa söyleyin. Aksi takdirde, her sabah uyandığınızda küfrettiğiniz o sistemin en sadık memuru olmaya devam edeceksiniz.
Maskelerinizi indirin ve itiraf edin: Siz sistemin kurbanı değil, sessiz ve konforlu ortağısınız.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İrem SÖNMEZOĞLU
Sorun Sistem Değil: Bu Sistemi Sessizce Kabul Eden Sizsiniz
Herkes şikayet ediyor. Herkes rahatsız. Herkes mutsuz. Sabah kahvesinden akşam yemeğine, dijital kürsülerden mahalle kahvelerine kadar tek bir nakarat yankılanıyor: "Sistem çok bozuk!" Ama kimse yerinden kalkmıyor, kimse elini taşın altına koymuyor. Çünkü acı ama çıplak bir gerçek var ortada: Bu ülkede insanlar değişim istemiyor. Sadece daha konforlu bir çürüme istiyorlar.
Gelin, o çok sevdiğiniz "mağduriyet" pelerinlerinizi bir kenara bırakın ve aynadaki o dürüst olmayan yüzle tanışın.
Liyakatsizlikten dem vurup, iş kendi yakınınızın atanmasına gelince "tanıdık" arayan siz değil misiniz? Yolsuzluğa lanet okuyup, bir trafik cezasından kurtulmak için "birilerini" araya sokmaya çalışan kim? Adaletsizliğe feryat edip, ucu size dokunmayan her haksızlığa kafasını çeviren, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyerek o yılanı besleyen bizzat sizsiniz.
Sistem gökten zembille inmedi; o, sizin her gün yaptığınız küçük ahlaki tavizlerin, sessiz kabullenişlerin ve "idare ediverelim"ciliğinizin toplamıdır. Sorun dışarıdaki bir "üst akıl" ya da bozuk bir mekanizma değil; o mekanizmanın her bir dişlisini yağlayan sizin suskunluğunuzdur.
Gerçek bir değişim bedel ister. Ter dökmeyi, konfor alanını terk etmeyi ve en önemlisi dürüst olmayı gerektirir. Oysa biz, değişimin getireceği o sert rüzgârdan korkuyoruz. Bizim istediğimiz, düzenin değişmesi değil; o bozuk düzende bizim de bir yer kapmamız. "Pastadan neden pay alamıyorum?" öfkesini, "Pasta neden zehirli?" sorgulamasıyla karıştırmayın.
Eğitim bir "kölelik fabrikası" diyorsunuz ama çocuklarınız o fabrikadan en yüksek notla çıksın diye yarışıyorsunuz. "Ahlak bitti" diyorsunuz ama en büyük riyakarlıkları "gelenek" adı altında kutsuyorsunuz. Siz aslında adaletin gelmesini değil, imtiyazın size geçmesini bekliyorsunuz. Bu yüzden sesiniz gür çıkıyor ama ayaklarınız hep aynı yerde sayıyor.
Önceki yazıda "Herkes travmalı ama kimse sorumlu değil" dedik ya; işte bu sistem de sizin kolektif travmalarınızın ardına sakladığınız toplumsal sorumsuzluğunuzdur. Bir kurtarıcı beklemek, insanın kendi üzerindeki yükü başkasına atmasının en ucuz yoludur. Kimse gelip sizi kurtarmayacak, çünkü kurtarılmak istemiyorsunuz. Siz sadece şikayet ederek vicdanınızı rahatlatmak, akşam yatağa yattığınızda "ben de rahatsızım ama elimden ne gelir" diyerek mışıl mışıl uyumak istiyorsunuz.
Bugün bu yazıyı okurken içinizde uyanan o öfke, aslında sistemin bozukluğuna değil; bu gerçeğin yüzünüze çarpılmasınadır. Medeniyet verniğinizin altındaki o ilkel ve bencil canavar, aslında bu düzenden gayet memnun. Çünkü bu düzen, size "başkalarını suçlayarak yaşama" lüksünü sunuyor.
Eğer gerçekten bir değişim istiyorsanız; önce o sessizce imza attığınız toplumsal sözleşmeyi yırtıp atın. İlk "hayır"ı, ucu sizin çıkarınıza dokunan o haksızlığa söyleyin. Aksi takdirde, her sabah uyandığınızda küfrettiğiniz o sistemin en sadık memuru olmaya devam edeceksiniz.
Maskelerinizi indirin ve itiraf edin: Siz sistemin kurbanı değil, sessiz ve konforlu ortağısınız.