Bir zamanlar akşam saatleri sadece günün bitişi değil, aynı zamanda bir buluşma anıydı. Evlerin mutfaklarından yayılan yemek kokuları, sofranın hazırlanma telaşı ve kapıdan içeri giren aile fertlerinin “Hoş geldin” sesleri… Günün yorgunluğu o sofrada biraz hafifler, konuşmalar arasında hayatın yükü paylaşılırdı.
Bugün ise aynı şehirde, hatta aynı evin içinde yaşayan insanlar bile bazen aynı sofrada buluşamıyor. Kimisi telefonuna dalmış, kimisi televizyonun karşısında, kimisi başka bir odada… Sofralar var ama çoğu zaman o sofraların etrafında birlikte geçirilen zamanın ruhu eksik.
Oysa aynı sofraya oturmak sadece yemek yemek değildir. Sofra, insanların birbirini gördüğü, dinlediği ve hissettiği bir alandır. Bir annenin gün içinde yaşadıklarını anlattığı, bir babanın sessizce dinlediği, çocukların okulda olanları heyecanla paylaştığı o küçük zaman dilimi aslında bir ailenin kalbidir.
Birlikte yenilen yemeklerin insana verdiği huzur sadece karın doyurmaktan ibaret değildir. O anlarda insanlar farkında olmadan birbirlerine güç verir. Bir bakış, bir gülümseme, bazen sadece aynı tabaktan alınan bir lokma bile insanın içindeki yalnızlığı azaltır.
Eskiden iftar sofralarının ayrı bir anlamı vardı. Gün boyu süren sabrın ardından herkes aynı anda sofraya oturur, ilk lokma alınmadan önce edilen dua sadece yemek için değil, hayatın kendisi için bir şükür olurdu. O sofralarda zenginlik yemeklerin çeşitliliğinde değil, insanların bir arada olmasında saklıydı.
Bugün modern hayatın hızında bu basit ama derin değeri fark etmeden kaybediyoruz. Çalışma saatleri, yoğunluk, teknoloji ve alışkanlıklar insanları birbirinden uzaklaştırabiliyor. Aynı evde yaşayan insanların bile günlerce doğru düzgün sohbet edemediği bir zamanın içindeyiz.
Oysa bir toplumun gücü sadece ekonomisinde, teknolojisinde ya da kalabalık şehirlerinde değildir. Asıl güç, insanların birbirine olan bağında saklıdır. Bu bağın en basit ama en güçlü kurulduğu yerlerden biri de sofralardır.
Bir sofrada buluşmak demek, sadece yemek paylaşmak değildir; zaman paylaşmaktır, dikkat paylaşmaktır, kalp paylaşmaktır. Bir çocuğun kendini değerli hissetmesi, bir eşin anlaşıldığını bilmesi, bir insanın yalnız olmadığını fark etmesi bazen sadece o sofrada geçirilen yarım saatle mümkün olur.
Belki de bu yüzden bazı anılar hep sofralarla hatırlanır. Bayram sabahları, kalabalık aile yemekleri, çocukluğun iftarları… Çünkü insan en çok birlikte olduğu anları hatırlar.
Ramazan ayı bu anlamı yeniden hatırlatan özel zamanlardan biridir. Günün sonunda aynı sofraya oturmak, sadece oruç açmak değil, aslında kalplerin yeniden buluşmasıdır. Belki de Ramazan’ın bize en sessiz ama en güçlü hatırlatması budur: İnsan yalnız yaşamak için yaratılmamıştır.
Bazen hayatı değiştiren şeyler büyük kararlar değil, küçük alışkanlıklardır. Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basittir: Aynı sofraya oturmak, telefonları bir kenara bırakmak ve gerçekten birbirimizi dinlemek.
Çünkü günün sonunda insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey ne daha fazla eşya ne de daha büyük başarıdır. İnsan en çok birlikte olmanın sıcaklığına ihtiyaç duyar.
Ve belki de kaybettiğimizi sandığımız o değer hâlâ çok yakındadır.
Sadece yeniden aynı sofrada buluşmayı hatırlamamız gerekir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem BAYAR
Aynı Sofrada Buluşmanın Unutulan Değeri
Bir zamanlar akşam saatleri sadece günün bitişi değil, aynı zamanda bir buluşma anıydı. Evlerin mutfaklarından yayılan yemek kokuları, sofranın hazırlanma telaşı ve kapıdan içeri giren aile fertlerinin “Hoş geldin” sesleri… Günün yorgunluğu o sofrada biraz hafifler, konuşmalar arasında hayatın yükü paylaşılırdı.
Bugün ise aynı şehirde, hatta aynı evin içinde yaşayan insanlar bile bazen aynı sofrada buluşamıyor. Kimisi telefonuna dalmış, kimisi televizyonun karşısında, kimisi başka bir odada… Sofralar var ama çoğu zaman o sofraların etrafında birlikte geçirilen zamanın ruhu eksik.
Oysa aynı sofraya oturmak sadece yemek yemek değildir. Sofra, insanların birbirini gördüğü, dinlediği ve hissettiği bir alandır. Bir annenin gün içinde yaşadıklarını anlattığı, bir babanın sessizce dinlediği, çocukların okulda olanları heyecanla paylaştığı o küçük zaman dilimi aslında bir ailenin kalbidir.
Birlikte yenilen yemeklerin insana verdiği huzur sadece karın doyurmaktan ibaret değildir. O anlarda insanlar farkında olmadan birbirlerine güç verir. Bir bakış, bir gülümseme, bazen sadece aynı tabaktan alınan bir lokma bile insanın içindeki yalnızlığı azaltır.
Eskiden iftar sofralarının ayrı bir anlamı vardı. Gün boyu süren sabrın ardından herkes aynı anda sofraya oturur, ilk lokma alınmadan önce edilen dua sadece yemek için değil, hayatın kendisi için bir şükür olurdu. O sofralarda zenginlik yemeklerin çeşitliliğinde değil, insanların bir arada olmasında saklıydı.
Bugün modern hayatın hızında bu basit ama derin değeri fark etmeden kaybediyoruz. Çalışma saatleri, yoğunluk, teknoloji ve alışkanlıklar insanları birbirinden uzaklaştırabiliyor. Aynı evde yaşayan insanların bile günlerce doğru düzgün sohbet edemediği bir zamanın içindeyiz.
Oysa bir toplumun gücü sadece ekonomisinde, teknolojisinde ya da kalabalık şehirlerinde değildir. Asıl güç, insanların birbirine olan bağında saklıdır. Bu bağın en basit ama en güçlü kurulduğu yerlerden biri de sofralardır.
Bir sofrada buluşmak demek, sadece yemek paylaşmak değildir; zaman paylaşmaktır, dikkat paylaşmaktır, kalp paylaşmaktır. Bir çocuğun kendini değerli hissetmesi, bir eşin anlaşıldığını bilmesi, bir insanın yalnız olmadığını fark etmesi bazen sadece o sofrada geçirilen yarım saatle mümkün olur.
Belki de bu yüzden bazı anılar hep sofralarla hatırlanır. Bayram sabahları, kalabalık aile yemekleri, çocukluğun iftarları… Çünkü insan en çok birlikte olduğu anları hatırlar.
Ramazan ayı bu anlamı yeniden hatırlatan özel zamanlardan biridir. Günün sonunda aynı sofraya oturmak, sadece oruç açmak değil, aslında kalplerin yeniden buluşmasıdır. Belki de Ramazan’ın bize en sessiz ama en güçlü hatırlatması budur: İnsan yalnız yaşamak için yaratılmamıştır.
Bazen hayatı değiştiren şeyler büyük kararlar değil, küçük alışkanlıklardır. Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basittir: Aynı sofraya oturmak, telefonları bir kenara bırakmak ve gerçekten birbirimizi dinlemek.
Çünkü günün sonunda insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey ne daha fazla eşya ne de daha büyük başarıdır. İnsan en çok birlikte olmanın sıcaklığına ihtiyaç duyar.
Ve belki de kaybettiğimizi sandığımız o değer hâlâ çok yakındadır.
Sadece yeniden aynı sofrada buluşmayı hatırlamamız gerekir.