SON DAKİKA
Hava Durumu

Eril Gücün Yanılsaması

Yazının Giriş Tarihi: 19.02.2026 13:56
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.02.2026 13:58

Kadını küçümsemek, çoğu zaman yüksek sesle yapılmaz. Alaycı bir bakışta, yarım bırakılan bir cümlede, yok sayılan bir fikirde kendini gösterir. “Abartıyorsun”, “çok duygusalsın”, “sen anlamazsın” gibi cümleler; açık bir hakaretten çok daha derin bir yerden yaralar. Çünkü bu küçümseme, sadece söze değil, varlığa yöneliktir.
Eril ego, gücünü kadını bastırarak var etmeye çalıştığında ortaya çıkar. Aslında burada gerçek bir güçten değil, kırılgan bir benlikten söz ederiz. Kendinden emin olan erkek, kadını küçümseme ihtiyacı duymaz. Ama kendi yerinden, değerinden, otoritesinden emin olmayan ego; bunu karşısındakini küçülterek telafi etmeye çalışır.
Toplum, yüzyıllar boyunca erkeğe “üstte olmayı” öğretirken, kadına “idare etmeyi” öğretti. Erkek konuşur, kadın susar. Erkek karar verir, kadın uyar. Erkek güçlüdür, kadın duygusal… Bu kalıplar zamanla o kadar normalleşti ki, birçok erkek küçümsediğinin farkında bile değildir. Ona göre bu sadece “gerçekçilik”, “mantık”, “doğruyu söylemek”tir. Oysa çoğu zaman bu, kadının aklını, sezgisini ve emeğini değersizleştirmektir.
Kadın konuştuğunda “çok konuşuyor” olur. Sessiz kaldığında “ne düşündüğü belli değil” denir. Güçlü durduğunda “erkeksi”, yumuşak olduğunda “zayıf” ilan edilir. Ne yaparsa yapsın, eril bakışın terazisi onu eksik tartar. Çünkü mesele kadının ne yaptığı değil; kadının kontrol edilememesidir.
Eril ego, özellikle kadının bağımsızlığından rahatsız olur. Kendi parasını kazanan, kendi kararını veren, kendi sınırlarını çizen kadın; bu ego için tehdit algısı yaratır. Bu yüzden küçümseme başlar. Başarıları “şans”a bağlanır, bilgisi sorgulanır, duyguları hafife alınır. Kadının yükselmesi, bazı erkekler için kendi yerlerinin sarsılması gibi algılanır.
Bu küçümseme sadece bireysel ilişkilerde değil, iş hayatında, sosyal alanda, hatta aile içinde bile kendini gösterir. Kadının fikri toplantıda duyulmaz ama bir erkek aynı fikri söylediğinde alkışlanır. Kadının yorgunluğu “abartı”, erkeğin yorgunluğu “haklı” bulunur. Kadın çok şey yapar ama az takdir edilir.
En acı tarafı şudur: Zamanla kadın da bu küçümsemeyi içselleştirebilir. Kendi sesinden şüphe eder, kendini açıklamak zorunda hisseder, iki kere düşünür. Erkek egosunun gölgesi, kadının özgüvenine düşer. İşte bu yüzden küçümseme sadece anlık bir davranış değil, uzun vadeli bir yaradır.
Ama bu hikâyenin tek tarafı yok. Eril ego da bu yükün altında ezilir. Sürekli güçlü olmak zorunda kalmak, duygularını bastırmak, kontrolü kaybetmekten korkmak… Bunlar da öğretilmiş bir yalnızlığın sonucudur. Erkek, insan olmayı değil; güçlü görünmeyi öğrenmiştir. Ve bu da onu sertleştirir.
Gerçek dönüşüm, üstünlük savaşının bittiği yerde başlar. Kadının erkekle değil, erkeğin kendi egosuyla yüzleşmesi gerekir. Kadını küçültmeden de var olunabileceğini fark eden erkek, aslında özgürleşir. Kadın da kendini savunmak zorunda kalmadan var olabildiğinde iyileşir.
Kadın küçümsenerek susturulmaz; sadece yorulur. Ama tarih gösteriyor ki, yorulan kadın susmaz; dönüşür. Ve dönüşen kadın, artık kimsenin egosunu taşımayı kabul etmez.
Belki de artık sorulması gereken soru şudur:
Kadını küçülten bir ego gerçekten güçlü müdür, yoksa sadece korkak mıdır?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.