Küçüklükten beri kulağımıza fısıldanan bir cümle vardır: “İyi insan ol.”
Sanki hayatın bütün karmaşasını çözecek tek anahtar buymuş gibi… İyi olursan kazanırsın, iyi olursan karşılığını alırsın, iyi olursan her şey yoluna girer. Peki gerçekten öyle mi?
Bugün etrafımıza baktığımızda, bu cümlenin eksik kaldığını hissetmemek zor. Çünkü iyi olanın her zaman kazandığı bir dünyada yaşamıyoruz. Hatta bazen tam tersi… İyi niyetin suistimal edildiği, sessizliğin zayıflık sayıldığı, fedakârlığın sınır tanımadığı noktada insanın kendini kaybettiği bir düzenin içindeyiz.
İyi insan olmak…
Nedir gerçekten?
Kimseyi kırmamak mı?
Hep alttan almak mı?
Kendi ihtiyaçlarını sürekli ertelemek mi?
Eğer “iyi olmak” bunların hepsine dönüşüyorsa, burada bir sorun var. Çünkü insan, kendinden vazgeçerek iyi olamaz. Kendini yok sayarak kurulan iyilik, aslında bir süre sonra içten içe biriken kırgınlığa dönüşür.
Bir düşün…
Hep anlayan sen oldun.
Hep idare eden, alttan alan, susan…
Ama hiç soran oldu mu: “Sen nasılsın?”
İşte tam da burada o soru beliriyor: İyi insan olmak gerçekten yetiyor mu?
Yetmiyor.
Çünkü iyi olmak tek başına bir duruş değil, bir denge meselesi. Sınır koymayı bilmeyen bir iyilik, başkalarının alanını genişletirken seninkini yok eder. Ve bir süre sonra “iyi” diye tanımlanan kişi, aslında sadece “kullanılabilir” biri haline gelir.
Bu sert bir gerçek ama görmezden gelmek çözüm değil.
İyi insan olmak, herkesin yükünü sırtlanmak değildir.
İyi insan olmak, haksızlığa sessiz kalmak değildir.
İyi insan olmak, kendine yapılanı sineye çekmek hiç değildir.
Asıl mesele şu:
İyi kalabilmek… ama kendini kaybetmeden.
Çünkü bu dünyada sadece iyi olmak yetmez; aynı zamanda farkında olmak gerekir. Kiminle nasıl konuşacağını bilmek, nerede duracağını hissetmek, gerektiğinde “hayır” diyebilmek… Bunlar iyiliğin zıttı değil, tam tersine tamamlayıcısıdır.
İyi olmak, güçlü olmaktır. Ama bu güç sessiz bir eziliş değil, bilinçli bir duruştur.
Bazı insanlar iyi kalmayı seçer, çünkü iç dünyalarını kirletmek istemezler. Ama bu, her şeyi kabul etmek anlamına gelmez. İyilik, kendini savunamadığında değil; kendini savunabildiğin halde kötüleşmemeyi seçtiğinde anlam kazanır.
Belki de en büyük yanılgımız şu:
İyi olursak herkesin de iyi olacağını sanmak…
Oysa herkes senin gibi düşünmez. Herkes senin gibi hissetmez. Ve herkes senin iyi niyetine aynı yerden bakmaz.
Bu yüzden iyiliğin yanına bir şey daha eklemek gerekiyor: bilinç.
Kime ne kadar vereceğini bilmek…
Kimin yanında ne kadar açılacağını hissetmek…
Ve en önemlisi, kendine ne kadar değer verdiğini unutmamak…
Çünkü kendine iyi davranmayan birinin, başkalarına sunduğu iyilik de bir yerden sonra eksik kalır.
Sonuçta mesele şu noktaya geliyor:
İyi insan olmak yetmez.
Ama iyi kalabilmek, doğru yerde durabilmek ve kendini koruyabilmek… işte asıl mesele bu.
Çünkü hayat, sadece iyi olanları değil; ne zaman, nerede, nasıl duracağını bilenleri yormadan ilerliyor.
Ve belki de en doğrusu şu:
İyi ol… ama kendine rağmen değil.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem BAYAR
İyi İnsan Olmak Yetiyor mu?
Küçüklükten beri kulağımıza fısıldanan bir cümle vardır: “İyi insan ol.”
Sanki hayatın bütün karmaşasını çözecek tek anahtar buymuş gibi… İyi olursan kazanırsın, iyi olursan karşılığını alırsın, iyi olursan her şey yoluna girer. Peki gerçekten öyle mi?
Bugün etrafımıza baktığımızda, bu cümlenin eksik kaldığını hissetmemek zor. Çünkü iyi olanın her zaman kazandığı bir dünyada yaşamıyoruz. Hatta bazen tam tersi… İyi niyetin suistimal edildiği, sessizliğin zayıflık sayıldığı, fedakârlığın sınır tanımadığı noktada insanın kendini kaybettiği bir düzenin içindeyiz.
İyi insan olmak…
Nedir gerçekten?
Kimseyi kırmamak mı?
Hep alttan almak mı?
Kendi ihtiyaçlarını sürekli ertelemek mi?
Eğer “iyi olmak” bunların hepsine dönüşüyorsa, burada bir sorun var. Çünkü insan, kendinden vazgeçerek iyi olamaz. Kendini yok sayarak kurulan iyilik, aslında bir süre sonra içten içe biriken kırgınlığa dönüşür.
Bir düşün…
Hep anlayan sen oldun.
Hep idare eden, alttan alan, susan…
Ama hiç soran oldu mu: “Sen nasılsın?”
İşte tam da burada o soru beliriyor: İyi insan olmak gerçekten yetiyor mu?
Yetmiyor.
Çünkü iyi olmak tek başına bir duruş değil, bir denge meselesi. Sınır koymayı bilmeyen bir iyilik, başkalarının alanını genişletirken seninkini yok eder. Ve bir süre sonra “iyi” diye tanımlanan kişi, aslında sadece “kullanılabilir” biri haline gelir.
Bu sert bir gerçek ama görmezden gelmek çözüm değil.
İyi insan olmak, herkesin yükünü sırtlanmak değildir.
İyi insan olmak, haksızlığa sessiz kalmak değildir.
İyi insan olmak, kendine yapılanı sineye çekmek hiç değildir.
Asıl mesele şu:
İyi kalabilmek… ama kendini kaybetmeden.
Çünkü bu dünyada sadece iyi olmak yetmez; aynı zamanda farkında olmak gerekir. Kiminle nasıl konuşacağını bilmek, nerede duracağını hissetmek, gerektiğinde “hayır” diyebilmek… Bunlar iyiliğin zıttı değil, tam tersine tamamlayıcısıdır.
İyi olmak, güçlü olmaktır. Ama bu güç sessiz bir eziliş değil, bilinçli bir duruştur.
Bazı insanlar iyi kalmayı seçer, çünkü iç dünyalarını kirletmek istemezler. Ama bu, her şeyi kabul etmek anlamına gelmez. İyilik, kendini savunamadığında değil; kendini savunabildiğin halde kötüleşmemeyi seçtiğinde anlam kazanır.
Belki de en büyük yanılgımız şu:
İyi olursak herkesin de iyi olacağını sanmak…
Oysa herkes senin gibi düşünmez. Herkes senin gibi hissetmez. Ve herkes senin iyi niyetine aynı yerden bakmaz.
Bu yüzden iyiliğin yanına bir şey daha eklemek gerekiyor: bilinç.
Kime ne kadar vereceğini bilmek…
Kimin yanında ne kadar açılacağını hissetmek…
Ve en önemlisi, kendine ne kadar değer verdiğini unutmamak…
Çünkü kendine iyi davranmayan birinin, başkalarına sunduğu iyilik de bir yerden sonra eksik kalır.
Sonuçta mesele şu noktaya geliyor:
İyi insan olmak yetmez.
Ama iyi kalabilmek, doğru yerde durabilmek ve kendini koruyabilmek… işte asıl mesele bu.
Çünkü hayat, sadece iyi olanları değil; ne zaman, nerede, nasıl duracağını bilenleri yormadan ilerliyor.
Ve belki de en doğrusu şu:
İyi ol… ama kendine rağmen değil.